Vergi Portalı

 
 
Ana Sayfa> TBMM
2015 yılı bütçesi TBMM Genel Kurulu’nda
Maliye Bakanı Şimşek: -”Türkiye ekonomisinin, 2014 yılında bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,3 büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Bugün 3. çeyrek rakamı çıktı; yüzde 1,7. Bu aslında öngördüğümüze yakın, biz yüzde 2,2 olarak görüyorduk. Buradaki temel sapma tarım sektöründen kaynaklanıyor. Tarımın daralması ile üçüncü çeyrek rakamının öngörülen yüzde 2,2’nin biraz daha aşağısında yüzde 1,7 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla OVP’de hala öngördüğümüz rakama yakın bir büyümeyi gerçekçi olarak görüyoruz” -”2015 yılında ise küresel ekonomide beklenen toparlanma, Türkiye’nin ticaret ortaklarındaki büyümenin hızlanması, iç talepteki canlanma ile büyümenin yüzde 4 olmasını öngörüyoruz”

10.12.2014 - Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye ekonomisinin, 2014 yılında bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,3 büyüyeceğini tahmin ettiklerini belirterek, “Bugün 3. çeyrek rakamı çıktı; yüzde 1,7. Bu aslında öngördüğümüze yakın, biz yüzde 2,2 olarak görüyorduk. Buradaki temel sapma tarım sektöründen kaynaklanıyor. Tarımın daralması ile üçüncü çeyrek rakamının öngörülen yüzde 2,2’nin biraz daha aşağısında yüzde 1,7 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla OVP’de hala öngördüğümüz rakama yakın bir büyümeyi gerçekçi olarak görüyoruz” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda 2015 yılı bütçe görüşmeleri başladı. Bütçe ile ilgili sunum yapan Şimşek, ilk olarak küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmede bulundu.

Küresel krizin üzerinden 6 yıl geçtiğini, ancak küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı sorunlar olduğunu ifade eden Şimşek, kriz öncesi dönemlere henüz dönülemediğini söyledi.

Şimşek, küresel ekonominin 2014 yılında yüzde 3,3 ile beklentilerin ve potansiyelin altında büyüyeceğinin beklendiğine dikkati çekerek, “Bunda temel olarak, ABD ekonomisinin beklentilerin altında büyümesi, Avro Bölgesi’nde süregelen durgunluk, jeopolitik gerginlikler, gelişmekte olan ekonomilerde yavaşlayan büyüme belirleyici oldu” diye konuştu.

Küresel büyümenin 2015 yılında yüzde 3,8, 2015-2019 döneminde ise ortalama yüzde 4 civarında olacağının öngörüldüğünü dile getiren Şimşek, bu oranların kriz öncesi dönemde elde edilen yüzde 5’lik büyümenin oldukça altında olduğunu bildirdi.

Şimşek, gelişmekte olan ülkelerde büyüme performansının zayıf talep ve yapısal sorunlar nedeniyle kriz öncesi dönemin altında olduğunu ifade ederek, küresel finansal koşulların göreceli olarak sıkılaşması, Çin ekonomisinin yavaşlaması ve düşük emtia fiyatlarının bu yavaşlamada etkili olduğunu belirtti.

Bu ülkelerin 2014 yılında yüzde 4,4, önümüzdeki beş yıllık dönemde ise ortalama yüzde 5,2 oranında büyüyeceğinin tahmin edildiğini dile getiren Şimşek, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkelerin 2014 yılında yüzde 2,7, 2015 yılında yüzde 3,6 oranında büyüyeceğinin tahmin edildiğini kaydetti.

Şimşek, küresel ekonomide zayıf talebin etkisiyle ticaret hacmindeki artış hala kriz öncesi seviyelerin gerisinde olduğuna dikkati çeken Şimşek, 2003-2007 döneminde küresel ticaret hacmi ortalama yıllık yüzde 8,4 büyürken 2008-2013 döneminde sadece yüzde 2,9 büyüdüğünü, dünya ticaret hacminin 2014 yılında yüzde 3.8, 2015 yılında ise yüzde 5 artmasının beklendiğini bildirdi.

Küresel iktisadi faaliyetteki sınırlı toparlanmanın etkisi ile küresel enflasyonun düşük kaldığını dile getiren Şimşek, IMF’nin 2013 yılında yüzde 3,6 olan küresel enflasyonun 2014 ve 2015 yıllarında yüzde 3,9 olacağını öngördüğünü, enerji ve endüstriyel metal fiyatlarında son dönemde yaşanan düşüşün kalıcı olması halinde küresel enflasyonun bu tahminlerin de altında gerçekleşebileceğini dile getirdi.

Bakan Şimşek, küresel ekonomiye ilişkin riskleri ise şöyle açıkladı:

“Küresel ekonominin önündeki en önemli risk Avro Bölgesi’nde yavaş büyümenin devam etmesi ve bölgenin 90’lı yıllardaki Japonya gibi deflasyonist bir sürece girmesidir. Bu Türkiye ekonomisi için de en büyük risklerden biridir. Gelişmekte olan ülkelerde büyümenin daha da yavaşlaması Çin ekonomisinde sert bir düşüş diğer bir temel risk olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer önemli risk ise FED’in faiz artırımının finansal piyasalarda yaratabileceği aşırı oynaklık ve sermaye akımlarının tersine dönmesidir. Ancak Avrupa ve Japonya Merkez Bankalarının genişletici para politikası uygulamalarına devam ediyor olması bu riski belli ölçüde dengeleyecek bir unsurdur.Öte yandan jeopolitik gerginliklerin artması küresel ekonomik görünümü aşağıya çekebilecek bir başka risk olarak karşımıza çıkıyor.”

“OVP’de hala öngördüğümüz rakama yakın bir büyümeyi gerçekçi olarak görüyoruz”

Türkiye ekonomisinin bugün açıklanan üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını da değerlendiren Şimşek, “2013 yılında hedeflediğimiz gibi yüzde 4,1 oranında büyüyen Türkiye ekonomisinin, 2014 yılında bir miktar yavaşlayarak yüzde 3,3 büyüyeceğini tahmin ediyoruz. Bugün 3. çeyrek rakamı çıktı; yüzde 1,7. Bu aslında öngördüğümüze yakın, biz yüzde 2,2 olarak görüyorduk. Buradaki temel sapma tarım sektöründen kaynaklanıyor. Tarımın daralması ile üçüncü çeyrek rakamının öngörülen yüzde 2,2’nin biraz daha aşağısında yüzde 1,7 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla OVP’de hala öngördüğümüz rakama yakın bir büyümeyi gerçekçi olarak görüyoruz” diye konuştu.

Şimşek, büyüme tahminlerinde aşağı yönlü revizyonun sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını ifade ederek, IMF’nin 2014 yılı büyüme tahminlerini hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için düşürdüğüne dikkati çekti.

Türkiye’nin 2014 yılı büyüme performansı Latin Amerika için öngörülen yüzde 1,3’ün, Gelişmekte Olan Avrupa için öngörülen yüzde 2,5’in, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkeler için öngörülen yüzde 2,7’nin üstünde olduğuna işaret eden Şimşek, Türkiye’nin bu büyüme performansının en büyük ticaret ortağı olan AB’de süregelen ekonomik durgunluk, Irak ile Suriye’deki iç savaş ve küresel sermaye girişlerindeki azalmaya rağmen elde ettiğini kaydetti.

“2015 yılında ise küresel ekonomide beklenen toparlanma, Türkiye’nin ticaret ortaklarındaki büyümenin hızlanması, iç talepteki canlanma ile büyümenin yüzde 4 olmasını öngörüyoruz” diyen Şimşek, ayrıca son dönemde petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün kalıcı olmasının büyümeyi yukarı yönlü destekleyeceğini söyledi.

Şimşek, orta ve uzun vadede, siyasi istikrar, güçlü kamu mali dengeleri, sağlam bankacılık sektörü, dinamik Türk özel sektör, genç nüfusumuz, sağlıklı hanehalkı bilançosu, başarılı ihracat pazar çeşitlendirmesi, esnek kur rejimi ve makroihtiyati politikaların büyümeyi destekleyen ve dış şoklara karşı Türkiye’yi dirençli kılan unsurlar olmaya devam edeceğini bildirdi.

“Özel sektör yatırımları son 12 yıllık dönemde yüzde 154 arttı”

Küresel ekonomiden ve bölgesel sorunlardan az etkilenmek için güçlü mali dengelerle istikrarı önceliklendirdiklerini ifade eden Şimşek, şöyle konuştu:

“Birçok ülkenin kamu açıklarının ve borç stoklarının yüksek seyrettiği bir dönemde güçlü kamu mali dengeleri Türkiye’yi diğer ülkelerden pozitif yönde ayrıştırmakta ve çıpa görevi görmektedir. Türkiye genel devlet açığında, küresel kriz yılı olan 2009 hariç, son 10 yıldır Maastricht Kriterini sağladı. 2002 yılında yüzde 10,8 olan genel devlet açığının GSYH’ye oranını 2014 yılında yüzde 0,8 olmasını bekliyoruz. Bu oran Maastricht Kriterinin üçte birinden ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasının yarısından azdır. Orta Vadeli Program dönemi sonunda ise yüzde 0,1 ile genel devlet fazlası vermeyi hedefliyoruz. Diğer taraftan 2002 yılında yüzde 74 olan AB tanımlı borç stokunun GSYH’ye oranını 2014 yılında yüzde 33,1’e, program dönemi sonunda ise yüzde 28,5’e indirmeyi hedefliyoruz.

Borç yükümüz 2014 yılı itibarıyla Avro Bölgesi ortalamasının yaklaşık üçte biri ve Maastricht Kriterinin ise neredeyse yarısı kadar. Mali disiplin sayesinde ülkemiz önemli kazanımlar elde etti. 2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde 85,7’si faiz ödemelerine giderken bugün bu oran yüzde 14,3’e geriledi. Bu 1983’ten beri en düşük orandır. 2002 yılında yüzde 62,7 düzeyinde olan iç borçlanma faiz oranı 2014 Aralık itibarıyla yüzde 8,1’e indi. Reel faiz oranları ise 2002 yılında yüzde 25,4 iken Kasım 2014 itibarıyla eksi 1,4’e geriledi. Hükümetlerimiz döneminde faiz yükünün azalmasıyla elde ettiğimiz mali alanı eğitim, sağlık ve altyapı için kullandık. Vergi oranlarını düşürerek özel sektör yatırımlarının ve istihdamın önünü açtık. 1993-2002 döneminde reel olarak yüzde 5 daralan özel sektör yatırımları mali disiplini sürdürdüğümüz son 12 yıllık dönemde yüzde 154 arttı.”

“Uzun vadede ülkemizi katma değer zincirinde yukarıya taşıyacak reformlar ve istihdam artışı sayesinde tasarruf oranlarını yüzde 20’lerin üzerine çıkartmayı hedefliyoruz” - “Eğitim, çocuk bakımı ve esnek çalışma modellerinin yardımıyla kadınların işgücüne katılımını yüzde 41 düzeyine çıkarmayı amaçlıyoruz”

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Uzun vadede ülkemizi katma değer zincirinde yukarıya taşıyacak reformlar ve istihdam artışı sayesinde tasarruf oranlarını yüzde 20’lerin üzerine çıkartmayı hedefliyoruz” dedi.

Şimşek, 2015 Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nı TBMM Genel Kurulu’na sunduğu konuşmasında, AK Parti hükümetlerinin önemli makroekonomik sorunları endişe kaynağı olmaktan çıkarttığını söyledi.

Kronik ve yüksek enflasyonu, yüksek bütçe açıklarını ve borç yükünü, zayıf ve dalgalı büyümeyi geride bıraktıklarını dile getiren Şimşek, “Şimdi ikinci nesil reform zamanı. Verimliliği artırmak, ülkemizin rekabet gücünü geliştirmek ve küresel katma değer zincirinde yukarı çıkmak için önemli bir reform paketini uygulamaya koyuyoruz” diye konuştu.

Bu amaçla 10. Kalkınma Planı’nda belirledikleri 25 öncelikli dönüşüm programını hızla hayata geçirdiklerini ifade eden Şimşek, gelecek 4 yılda uygulayacakları bin 200’den fazla mikro tedbiri kapsayan reform paketine ilişkin çalışmaları tamamladıklarını bildirdi.

Tek tek her bir tedbirin hangi kurum tarafından, ne zaman uygulanacağını ve bu reformların gerektirdiği mali yükü belirlediklerini kaydeden Şimşek, reel sektöre dair 9 dönüşüm programının eylem planlarını Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kamuoyu ile paylaştığını hatırlattı. Şimşek, yakın zamanda diğer programları da tüm detaylarıyla Davutoğlu öncülüğünde duyuracaklarını açıkladı.

Orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyüme hedefimize ulaşabilmenin ancak yurt içi tasarrufların artırılması ile mümkün olacağını belirten Şimşek, özel sektör tasarruflarının düşük olmasının 2000’li yıllarda ivme kazanan yapısal değişim sürecindin kaynaklandığını belirtti.

Son 10 yıllık dönemde finansmana erişimin artması, kredi faiz oranlarının düşmesi, siyasi istikrarla birlikte yatırım ve tüketim ortamının iyileşmesi ile kentleşmenin getirdiği ihtiyaçların özel sektör tasarruflarını düşürdüğüne işaret eden Şimşek, “Kamu tasarruflarını ise son 12 yılda sağladığımız mali disiplin sayesinde önemli ölçüde artırdık. 2002 yılında kamu tasarruflarının GSYH içindeki payı eksi yüzde 4,8 iken Hükümetlerimiz döneminde bu oran 8 puan artarak yüzde 3,2’ye yükselmiştir” ifadesini kullandı.

Orta ve uzun vadede toplam tasarrufları artırmak için yapısal reformları hayata geçirdiklerini anlatan Şimşek, 2014-2016 Orta Vadeli Programı’ndaki temel önceliklerden birinin tasarruf oranlarını artırmak ve cari açığı azaltmak olduğunu anımsattı. Şimşek, bu hedeflerle uyumlu olarak 2014 yılında tasarruf oranının geçen yıla göre 1,5 puan arttığını, cari açığın GSYH’ye oranının ise 2,2 puan azaldığını kaydetti.

10. Kalkınma Planı’nda ise yurt içi tasarrufların artırılması ve israfın önlenmesi programını kapsamlı eylemlerle belirlediklerine dikkati çeken Şimşek, “Uzun vadede ise ülkemizi katma değer zincirinde yukarıya taşıyacak reformlar ve istihdam artışı sayesinde tasarruf oranlarını yüzde 20’lerin üzerine çıkartmayı hedefliyoruz” görüşünü dile getirdi.

“Eğitime erişimde büyük mesafe katettik”

Türkiye’nin, çevresindeki ülkelere göre petrol ve doğal gaz gibi yeraltı zenginliklerinin oldukça sınırlı olduğunu hatırlatan Şimşek, bu yüzden AK Parti hükümetleri olarak en büyük yatırımı eğitime yaptıklarını söyledi.

Bu sayede 11 yıllık süreçte okul öncesinde 4 katına çıkarttıkları okullaşma oranlarını ilk, orta ve yükseköğretimde yüzde 100’ler seviyesine yükselttiklerinin altını çizen Şimşek, okullaşma oranlarıyla birlikte eğitimde fırsat eşitliğini de arttırdıklarını belirtti.

2002 yılında 100 erkek öğrenciye karşılık 91 kız öğrenci ilköğretimde okurken 2013-2014 dönemi itibarıyla bu oranın 102,3’e çıktığını anlatan Şimşek, “Eğitime erişimde büyük mesafe katettik. Ancak eğitim kalitesindeki artışa rağmen henüz hedeflediğimiz noktada değiliz. PISA sonuçlarına göre Türkiye OECD ortalamasının altındadır. Ancak kaliteyi iyileştirme yönünde attığımız adımlar sayesinde 2006-2012 döneminde en hızlı ilerleme kaydeden ülkelerden biri olduk” değerlendirmesinde bulundu.

AK Parti hükümetleri döneminde 234 bin derslik açtıklarını, 458 bin kadrolu öğretmen atadıklarını dile getiren Şimşek, söz konusu dönemde 2002 yılında 76 olan toplam üniversite sayısını vakıf üniversiteleri dahil 176’ya yükselttiklerini kaydetti.

Devlet üniversitelerinde harcı kaldırarak üniversiteye erişimi kolaylaştırdıklarına dikkati çeken Şimşek, “Bu çabalarımız sonucunda Dünya Ekonomik Forumunun yükseköğretim sıralamasına göre 2008’de 144 ülke içinde 72. sıradayken 2014’te 50. sıraya yükseldik. Hedefimiz eğitimde OECD ülkeleri arasında en iyilerden biri olmaktır” dedi.

Kadın ve gençlerin istihdamı

Kendi hükümetleri sırasında yüksek düzeyde istihdam sağladıklarını belirten Şimşek, buna karşın çalışma çağındaki nüfus ve işgücüne katılım oranındaki artış nedeniyle işsizlik oranının yatay seyrine devam ettiğini ifade etti. Şimşek, ilave işgücüne yeterli istihdam sağlamak ve işsizlik oranını aşağıya çekmek için yapısal reformları gerçekleştireceklerini bildirdi.

Kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların işgücüne ve istihdama katılımlarının önündeki engelleri kaldırdıklarını dile getiren Şimşek, “Uzun vadede eğitim, çocuk bakımı ve esnek çalışma modellerinin yardımıyla kadınların işgücüne katılımını yüzde 41 düzeyine çıkarmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.

Finansal piyasaların derinleşmesi amacıyla önemli reformları uygulamaya koyduklarını anlatan Şimşek, çabaları sonucunda 2009 yılında Küresel Finans Merkezleri Endeksine göre 75 ülke arasında 72. sırada yer alan İstanbul’un bu yıl 83 ülke arasında 42. sıraya yükseldiğini ifade etti. Şimşek, hedeflerinin 2018 yılında ilk 25 içinde yer almak olduğunu belirtti.

“1 Ocak 2015 tarihinden itibaren genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, mevzuatta öngörülen temel mali tabloların hepsini özel bütçeli idarelerde olduğu gibi Sayıştay’a sunabilecektir” - “Önümüzdeki dönemde kayıt dışı ekonomi ile mücadeleye kararlılıkla devam ederek orta-uzun vadede kayıt dışılık oranını gelişmiş ülkeler seviyesine indireceğiz”

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin, mevzuatta öngörülen temel mali tabloların hepsini özel bütçeli idarelerde olduğu gibi Sayıştay’a sunabileceğini bildirdi.

Şimşek, 2015 Yılı Bütçe Kanun Tasarısının görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında enerjide dış kaynaklara bağımlı olmasının Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyledi.

Enerji ithalatının bu yılın eylül ayı itibarıyla 12 aylık bazda 56,2 milyar dolar olarak gerçekleştiğine ve bu tutarın toplam cari açığın yaklaşık 10 milyar dolar üzerinde olduğuna dikkati çeken Şimşek, bu nedenle yatırımları yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları üzerinde yoğunlaştırdıklarını dile getirdi.

Türkiye’nin eylül ayı itibarıyla, toplam elektrik enerjisi kurulu gücünün yüzde 40,4’ünü yenilenebilir kaynakların oluşturduğunu kaydeden Şimşek, inşa halindeki santrallerin devreye girmesiyle bu oranın yüzde 50’ye ulaşacağını ifade etti.

Enerji verimliliği konusuna da değinen Şimşek, “Bu kapsamda birincil enerji yoğunluğunu azaltırken kamu binaları ve tesisleri başta olmak üzere enerji verimliliğini yaygınlaştıracağız. Öncelikli dönüşüm programlarımız arasında yer alan eylemlerden biri de milyonlarca konutun ısı yalıtımının yapılmasıdır” diye konuştu.

“Yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payını artırmayı hedefliyoruz”

Ar-Ge faaliyetleri için ayırdıkları mali ve beşeri kaynakları artırdıklarını ve bu alandaki desteklerini sürdürdüklerini anlatan Şimşek, Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranını 2023’te ise yüzde 3’e çıkarmayı öngördüklerini kaydetti.

Türkiye’de düşük teknoloji yoğun üretim ve ihracat azalırken ortanın üstü teknoloji yoğun üretim ve ihracat arttığın arttığına işaret eden Şimşek, “Önümüzdeki 10 yılda yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payını yüzde 3,5’ten yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz” görüşünü dile getirdi.

“Kayıt dışı ekonomiyle mücadele sürecek”

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele konusunda önemli adımlar attıklarını belirten Şimşek, son 12 yılda kayıt dışı ekonominin GSYH içindeki payını yaklaşık 6 puan azaltarak yüzde 26,5 seviyesine düşürdüklerini ifade etti.

Ka­yıt dışı istihdamın toplam istihdam içindeki payını ise 15,7 puan azaltarak Ağustos 2014’te yüzde 36,4’e indirdiklerini kaydeden Şimşek, “Önümüzdeki dönemde kayıt dışı ekonomi ile mücadeleye kararlılıkla devam ederek orta-uzun vadede kayıt dışılık oranını gelişmiş ülkeler seviyesine indireceğiz” dedi.

Gerçekleştirdikleri reformlarla Türkiye’nin kurumsal kapasitesini güçlendirdiklerini vurgulayan Şimşek, Türkiye’nin mevzuat uyumu ve idari kapasitenin güçlendirilmesi bakımından AB standartlarına önemli ölçüde yaklaştığına dikkati çekti.

“Gelir dağılımı göstergeleri iyileşti”

AK Parti hükümetleri döneminde yaratılan istihdam, eğitim ve sağlık alanında yapılan reformlar ile sosyal destek programları sayesinde mutlak ve göreceli yoksulluğun azaldığını ve vatandaşların yaşam standartları iyileştiğini anlatan Şimşek, “Gelir dağılımı göstergeleri son 12 yılda önemli ölçüde iyileşmiştir. 2002’de en zengin yüzde 10’luk kesimin ortalama geliri en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirinin 18,3 katıydı. Bu oran 2013 yılında 11,9 kata gerilemiştir” dedi. Şimşek, mutlak yoksulluk göstergelerinde de önemli iyileşmeler kaydettiklerini söyledi.

İnsani Gelişme Endeksinde 2000 yılında 80. sırada yer alan Türkiye’nin 2013 yılında 69. sıraya yükseldiğini belirten Şimşek, Türkiye’nin yüksek insani gelişmişlik grubundaki en hızlı gelişmeyi gösteren üç ülkeden biri olduğunu kaydetti.

Bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmak amacıyla GAP, DAP, KOP ve DOKAP kapsamındaki 35 ile 2002-2014 döneminde 2014 fiyatlarıyla 93,2 milyar kaynak aktardıklarını dile getiren Şimşek, bu politikaların sonuçlarını almaya başladıklarına işaret etti.

Sayıştay raporları ile ilgili çalışmalar

Sayıştay raporlarındaki hususlarla ilgili yürüttükleri çalışmalar hakkında da bilgi veren Şimşek, geçen yılki raporlarda genel bütçeli idarelerin bazı mali tabloları üretemediklerinin eleştiri konusu olduğunu anımsattı.

Sayıştay ile Maliye Bakanlığı arasında ilgili mevzuatın farklı yorumlanmasından kaynaklanan bu soruna kalıcı bir çözüm bulmak üzere ortak bir çalışma grubu oluşturduklarını belirten Şimşek, şunları kaydetti:

“Ortak çalışma grubunun önerileri çerçevesinde sorunun çözümü için Yönetmelik Taslağı hazırlanmış, Sayıştay’ın da olumlu görüşü alınarak Başbakanlığa yayımlanmak üzere gönderilmiştir. Söz konusu değişikliklerin yürürlüğe girmesiyle birlikte 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, mevzuatta öngörülen temel mali tabloların hepsini özel bütçeli idarelerde olduğu gibi Sayıştay’a sunabilecektir.”

2013 yılı raporlarında yer verilen bir diğer konunun uluslararası standartlar çerçevesinde mali istatistik tanımının yapılmadığı, bu istatistiklerin hazırlanma ve yayımlanmasına ilişkin esasların belirlenmediği olduğunu ifade eden Şimşek, konuyla ilgili yönetmelik taslağını Sayıştay’ın görüşünü alarak yayımlanma aşamasına getirdiklerini bildirdi.

Kamu idarelerine ait taşınmazların değerleme işlemlerinin tamamlanmaması ve muhasebe kayıtlarına yansıtılmaması eleştirilerine karşılık yapılan işlemler hakkında da bilgi veren Şimşek, kasım ayı itibarıyla muhasebe sistemine aktarılması gereken yaklaşık 3 milyon taşınmazın 2 milyon 900 bininin envanter işlemlerini tamamladıklarını duyurdu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: -”TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen kurum, özel bir çalışmayla, denetçilerin raporlarını kuşa çeviriyor” -”Eğitim sistemi hallaç pamuğu gibi. 11 yılda 13 kez eğitim politikası değişti. Kendi çocuklarını denek konumuna getiren dünyada hangi ülke var?” -”Asgari ücretli 890 lira ücret alıyor. Açlık sınırının altında. Sayın Başbakan devletin televizyonuna çıkıp ‘Bizde ücretler yüksek’ diyor. İnsaf, ne söyleyeyim? Bu sözleri düzeltin”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen Sayıştay’ın, özel bir çalışmayla, denetçilerin raporlarını “kuşa çevirdiğini” iddia etti.

TBMM Genel Kurulu’nda, 2015 yılı bütçe tasarısı üzerinde söz alan Kılıçdaroğlu, bütçe sunumunun heyecanı, ufku, amacı olmadığını, sunumun, savunma içgüdüsü içinde yapıldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, bütçe hakkı diye bir kavram olduğunu, 77 milyon vatandaşın, vergisinin hesabını sorabileceğini ve hükümetin de bu hesabı vermek zorunda olduğunu kaydetti.

Bütçenin hazırlanmasında ve kullanılmasında hukuka uyulup uyulmadığı ve harcamaların sağlıklı bir şekilde değerlendirilip değerlendirilmediği sorularının bütçenin üç ayağını oluşturduğunu belirten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Bütçenin hazırlanmasında hukuka uyuluyor mu? 2006 yılından bu yana orta vadeli program zamanında ilan edilmedi, duyurulmadı. Bu yasayı sizler çıkarmadınız mı? Yasada, ‘Eylül ayının ilk haftasında yayınlanır’ diyor ama yayınlanmadı. Hükümete soruyorum: Hangi gerekçe ile bunları yayınlamadınız. Bana çıkıp makul bir açıklama getirsinler. Eğer getirmiyorlarsa parlamentonun itibarı ile oynuyorlar.

Bütçenin kullanılması... Bütçeye yüzde 2 ödenek koyuyoruz; deprem, sel, felaket olabilir diye. Uygulama doğrudur, olması gerekir. Ödenek 949 milyon liraydı. Kullanılan 36 milyar lira. Ben 949 milyon ödenek ayıracağım, bu paranın hesabını vermeyecek. Ek ödenek talebiniz varsa yeni bütçe getirin, parlamentoya bilgi verin. Kul hakkından söz edeceksiniz, sonra harcanan paranın hesabını vermeyeceksiniz.

Bununla kalsa yine iyi. Döner sermaye var. Döner sermayeye para veriyor vatandaş. Bu 35 milyar lira bu bütçede niye yok? Hangi gerekçe ile yok? Siz millete hesap vermeyecek misiniz? Size bütçeyi kullanma yetkisi veriliyor diye babanızın çiftliği gibi kullanamazsınız. Parlamentonun düzeni vardır.

Dernek, vakıf, kurumlar, kuruluşlar var. Bunlara yardımlar yapılıyor. Ne kadar yapılıyor, bilmiyoruz. Hangi gerekçe ile bilmiyoruz. Biz yasama organıyız, bize hesap vermeniz gerekiyor. Özellikle TOKİ... Hesabını bilen var mı niye gelmiyor buraya, neden çıkardılar bütçeden?”

“Raporlar kuşa çevriliyor”

Parlamentonun, bütçede ayrılan paranın nasıl harcandığını da bilmesi gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, bunu, TBMM adına Sayıştay’ın denetlemesi gerektiğini ifade etti. Raporların, Sayıştay tarafından “kuşa çevrilerek” geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Sayın Cemil Çiçek’e sesleniyorum: TBMM adına kamu harcamalarını denetleyen kurum, özel bir çalışmayla, denetçilerin raporlarını kuşa çeviriyor” dedi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Milletvekillerinin, denetim elemanlarının raporlarını görme hakkı vardır. Makaslanıyor, düzeltiliyor ise bunun gerekçesini bilmemiz gerekiyor. Eğer Sayıştay’ın üzerinde vesayet varsa, bir siyasi baskı varsa o kurum TBMM adına sağlıklı denetim yapamaz. Bunun sorumlusu da Sayın Başkan, başta sizsiniz.

Size örnek... Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi denetleniyor. Milli Parkların kiralanması ile ilgili büyük olaylar var. Denetim kurumlarından da geçiyor. Fakat karanlık bir el devreye giriyor ve aynı kurul raporu yeniden inceleme alıyor. Rapor kuşa çevriliyor. Sayın Cemil Çiçek’e soruyorum: Bunun muhatabı hükümet değil, Sayıştay’a sahip çıkamayan parlamento. Hangi gerekçeyle bu Bakanlığın Milli Parklarla ilgili raporu ikinci kez komisyona gelip makaslanıyor? Bunun bilgisini istiyoruz.

Raporlar geldi. Bir kısmında, ‘Gerekli mali tablolar alınamadığı için denetim yapılamadı’ ifadesi yer alıyor. Yani Sayıştay, ‘denetim yapamıyoruz’ diyor. Hangi gerekçeyle bu mali tablolar denetim elemanlarına verilmiyor. Sayın Çiçek de bilmiyor, gruplar da bilmiyor. Hükümet biliyor ama. Burada sorumlu hükümet.

Sayın Davutoğlu’na soruyorum: Hangi Bakanlıkların mali tabloları hangi gerekçeyle denetim elemanlarına ibraz edilmedi. Cevabını bekliyorum. Eminim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin milletvekilleri de merak ediyor.”

“Hükümet çıksın bu milletten özür dilesin”

Hükümetin bir bütçe politikasının olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, 12 yıl geçmesine rağmen halen yapısal reformdan bahsedildiğini söyledi.

Hükümetin, “büyüme masalı ile bu milleti 12 yıldır uyuttuğunu” ileri süren Kılıçdaroğlu, şu örnekleri verdi:

“1946-2002 arasında, 43 yılda ortalama büyüme yüzde 5.1 olarak gerçekleşti -ki bu dönemde darbeler, krizler, Kıbrıs çıkarması, ambargolar söz konusuydu. 2003-2014 arasında ortalama büyüme yüzde 4.7 oldu. Sayın Başbakan, bu rakamlar yanlışsa gel söyle, doğruysa büyüme masalıyla bu milleti artık aldatma.

2008 yılında kişi başına milli gelir 10 bin 444 dolar. 2014 ise 10 bin 537 dolar. Hangi ekonomi politikasından söz ediyorsunuz. Hangi yüzle gelip, ‘bütçeye oy verin’ diyorlar. Bütün cumhuriyet hükümetlerinin harcadığı paradan 1 trilyon dolar daha fazla para harcadılar. Büyüme 4.7...

Peki vatandaş refah içinde mi? Kredi kartı borçları... 2002’de, yazar kasanın atıldığı dönemlerde, 4.3 milyar lira. Ekim 2014’te 73.9 milyar liraya çıktı. Artış yüzde 1600... Hangi refahtan bahsediyorsunuz?

Tüketici borcu nedir? 2002’de 2.3 milyar lira. Ekim 2014’te 273 milyar lira. Vatandaş borç batağında, nefes alamıyor. Evde tencere kaynayacak mı vatandaşın derdi bu. Bu tablo doğru değilse emin olun çıkacağım özür dileceğim. Doğruysa hükümet çıksın bu milletten özür dilesin.”

“Sanıyorlar ki bütün Türkiye böyle”

Türkiye’de gelir dağılımına da değinen Kılıçdaroğlu, “Birileri köşeyi dönüyor, zengin oluyor ama vatandaş perişan vaziyette. Esnafa, çiftçiye sorun ah işitirsiniz. Sarayda oturanlara sorun; onlar sarayın penceresinden bakınca günlük güneşlik görüyorlar. Sanıyorlar ki bütün Türkiye böyle” dedi.

Hükümetin olağanüstü paralar harcadığını savunan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bir hükümetin hedefi, Türkiye’yi bilgi toplumuna taşımak olur. 21. Yüzyıl’dayız, artık insan beyni dünyanın en stratejik ürünü. Eğitim sistemi, bilgi toplumuna ulaşmanın temel noktası. Norveç’te eğitim sisteminin son 20 yılına bakın.

4+4+4 sistemini getirdiniz. Kalkınma planında, hükümetin programında yoktu. Bakanlar Kurulu’nda da görüşülmedi. Sizlerin içinden 5 değerli arkadaşım kanun teklifi verdi. Hiçbiri eğitimci değil. Kavga dövüş parlamentodan çıktı. 5 yaşındaki çocuğu okula göndermek istediniz. Göndermek istemeyenlere, ‘Sizin çocuğunuz geri zekalı mı?’ dediniz.

Eğitim sistemi hallaç pamuğu gibi. 11 yılda 13 kez eğitim politikası değişti. Kendi çocuklarını denek konumuna getiren dünyada hangi ülke var? Yazık günah değil mi bizim çocuklarımıza. Bu ülkenin eğitim kurumları yok mu? Eğitimcileri, pedagogları, bilim insanları yok mu? Neden uygar insanlar gibi tartışmıyoruz. İran bilimsel yayınlarda bizi geçti. Bu ayıp bu hükümet yetiyor. Neden oluyor bu? İyi bir şey getirdiniz de karşı mı çıktık? AB uyum yasaları çerçevesinde gelen bütün yasalar bu parlamentodan oy birliği ile çıktı.”

“Bu ülkelerden siyasetimiz eksik”

İmalat sanayi verilerine de değinen Kılıçdaroğlu, katma değerin yüksek ürün üretmenin yolunun akıl ve mantıktan, üniversitelerden geçtiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, eğitim sistemi bozuk bir ülkede katma değeri yüksek ürün elde edilemeyeceğini vurguladı.

Türkiye’de 2002’de imalat sanayide ileri teknoloji ürünlerin oranının yüzde 5.7 olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, 2013 yılında bu oranın yüzde 3.4 olarak gerçekleştiğini kaydetti. Kemal Kılıçdaroğlu, AR-GE’de çalışan kişi sayısının 1 milyon kişiye, Ukrayna’da 1253, Güney Kore’de 5 bin 928, Rusya’da 3 bin 96, Norveç’te 5 bin 588, Türkiye’de ise 987 düştüğünü ifade etti. Kılıçdaroğlu, “Bizim bu ülkelerden neyimiz eksik? Bu ülkelerden siyasetimiz eksik. Siyasette ahlakı egemen kılmadığımız zaman bozulma başlar, yolsuzluk başlar ve karamsar bir tablo ortaya çıkar” diye konuştu.

“Bonzai tüketimi niye arttı?”

İşsizlik konusuna değinen Kılıçdaroğlu, önünde çok sayıda dosya bulunan bir AK Parti’li belediye başkanının fotoğrafını göstererek, “Önündeki dosyalarda, kendisine yapılan iş başvuruları var. 6 ayda 9 bin kişi iş istiyor. Nereye giderseniz gidin, iş için elinize kağıt tutuşturuyorlar” dedi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Niye işsizlik bu noktada? Genç işsiz sayısı yüzde 20’nin üzerinde. Beyefendilerin çocukları işsiz değil. Hükümet kanadının hiçbirinin çocuğu işsiz değil. Sorun, Ermenek’teki Recep ustada. Sorun onun ayakkabısında. Kahvede oturan Mehmet efendinin çocuğu işsiz. Atama bekleyen öğretmen sayısı 330 bini aştı. Üniversite bitiren 65 kişi intihar etti. Evde tencere kaynamıyor.

Sayın Başbakan’a soruyorum: Bonzai tüketimi niye arttı? Siz mi teşvik ediyorsunuz? Boşanmalar niye arttı? Aile yapısı niye bu kadar derinden sarsıldı? Kendinize ‘maneviyatçı’ diyorsunuz. Neden aile yapısı derinden sarsılıyor? Türkiye uyuşturucuya, fuhşa neden sürükleniyor? Hani siz huzur getiriyordunuz?”

“Bu sözleri düzeltin”

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 19 Kasım 2014 tarihinde TRT’de yaptığı açıklamada, emek ücretlerinin çok yüksek olması ve Avrupa standartlarında sendikal yapı bulunması nedeniyle Çin ile rekabet edilemediğini söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, “Sayın Başbakan’ın Türkiye’nin gerçekleri ile uzaktan yakından ilgisi yok. Bu ülkede sendikalı işçi sayısı yüzde 4. Asgari ücretle çalışan işçi sayısı 4 milyon 780 bin 807. Hangi yükseklikten söz ediyorsunuz? Kendi maaşınıza bakıp, ‘Bütün işçiler bu maaşı alıyor biz de rekabet edemiyoruz’ diye mi düşünüyorsunuz?” şeklinde konuştu.

Türk-İş’in yaptığı açıklamaya göre, açlık sınırının 1225, yoksulluk sınırının 3 bin 990 lira olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, “Asgari ücretli 890 lira ücret alıyor. Açlık sınırının altında. Sayın Başbakan devletin televizyonuna çıkıp ‘bizde ücretler yüksek’ diyor. İnsaf, ne söyleyeyim? Bu sözleri düzeltin” dedi.

Taşeron işçi sayısının AK Parti iktidarı döneminde arttığını belirten Kılıçdaroğlu, bu işçilerin sosyal haklardan mahrum olarak çalıştığını ifade etti.

“Üstünüzdeki siyasi vesayetten kurtulacaksınız Sayın Başbakan. Sizin boynunuza davulu astılar, tokmak yukarıdaki birisinin elinde. Olmaz. Siz kendiniz başbakan olarak yetkilerinizi sonuna kadar kullanacaksınız” – “Bu ülkeyi kim yönetiyor? Çiftçiye, esnafa kredi açılacaksa, memura bir avantaj sağlanacaksa bunu açıklayacak olan Sayın Başbakandır. Yukarısı açıklarsa, tokmak orada, davul burada. Olmuyor. Ses çıkmıyor. Farklı bir ses çıkıyor” - “Birbirinizin işine karışıyorsunuz. Afedersiniz, siz karışmıyorsunuz, o sizin işinize karışıyor. Olmaz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Üstünüzdeki siyasi vesayetten kurtulacaksınız Sayın başbakan. Sizin boynunuza davulu astılar, tokmak yukarıdaki birisinin elinde. Olmaz. Siz kendiniz başbakan olarak yetkilerinizi sonuna kadar kullanacaksınız” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda, 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı üzerinde görüşmeler sürüyor.

Kılıçdaroğlu, grubu adına bütçenin geneli üzerinde yaptığı konuşmada, iktidarın yandaş işadamlarından bir kesim yarattığını ve onlara her türlü imkanı sunduğunu ileri sürdü.

Ahmet Davutoğlu’nun başbakan olduktan sonra Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ilk kararnamenin bu şirketlere yönelik olduğunu savunun Kılıçdaroğlu, “Bu şirketlerin tahsil edemediği alacaklar için dediler ki ‘Çiftçinin bizden alacağı var. Ben o alacağı mahsup edeceğim. O parayı sana vereceğim, çiftçiye vermeyeceğim’. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Türkiye Cumhuriyeti Devleti yandaş işadamlarının tahsilatçısı konumuna getirildi” diye konuştu.

Bunun kabul edilemez bir durum olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Böyle bir şeyi nasıl yaparsınız. Bu hükümetin burada oturacak yeri bile yok. Yatacak yeri de yoktur bu hükümetin” dedi. Bu kararnamenin daha sonra oy birliği ile iptal edildiğini aktaran Kılıçdaroğlu, devletin hangi gerekçe ile yandaş işadamlarının tahsilatçısı konumuna sokulduğunun açıklanmasını istedi.

Tarım sektörünün büyük sıkıntı içinde olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, son 10 yılda iki Trakya büyüklüğündeki alanın artık ekilmediğini söyledi. Bunun hangi gerekçe ile yapılmadığının da açıklanmasını isteyen Kılıçdaroğlu, iktidarın tarım sektöründe üreticiye vermeyi vaat ettiği destekleri sağlamadığını iddia etti.

İktidarın yanlış politikalar sonucu Türkiye’yi saman ithal eden bir ülke konumuna getirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Çekirdeksiz yaş üzüm geçen yıl 5 liraydı kilosu. Bu yıl 2,5 lira. Hangi gerekçe ile siz yaş üzümde 5 liralık fiyatı 2,5 liraya indirdiniz? Neyi ucuzlattınız siz? Ne ucuzladı? Mazot mu ucuzladı, gübre mi ucuzladı? Narenciye üreticisine sorun, 25 kuruşa alıcı bulamıyorlar. Ne olacak? Manavda kaç lira? 2-2,5 lira. Aradaki parayı kim alıyor? O şirketin kurucuları arasında acaba sizlerden birisi var mı? Bu dümen nasıl oluyor. Ben bunu sormak, üreticinin hakkını savunmak zorundayım. Benim görevim budur zaten.”

Çiftçinin kullandığı mazot fiyatlarının yüksekliğini, tarımsal ürün ihracatının azlığını eleştiren, iktidarın kendi çiftçisini korumak yerine uluslararası şirketleri korumak adına şeker üretimini engellediğini ileri süren Kılıçdaroğlu, ülkenin ortak akılla yönetilmediğini belirtti.

“El ele, kol kola gittiler, memurlara en büyük kazığı attılar”

Kılıçdaroğlu, memurların durumuna ilişkin de “Memurlar için bir şey demiyorum. Nedeni de şu; hükümetle Memur-Sen el ele, kol kola gittiler, memurlara en büyük kazığı attılar. 123 lira verdiler. Hayatlarından çok memnunlar öyle anlaşılıyor. Şimdi ‘enflasyon farkı’ diye bağırıyorlar. Hangi sendika ‘biz enflasyon farkı istemiyoruz’ diye gidip imza attı? Hükümetin önerisi kabul edilseydi bugün ellerine daha fazla para geçecekti. Eğer bir sendika memuru satarsa, onun adına sarı sendika denir ve siz satıldınız kimse kusura bakmasın” değerlendirmesinde bulundu.

Anayasal bir kurum olan ve üç ayda bir toplanması gereken Ekonomik Sosyal Konsey’in en son 2009 yılında toplandığını hatırlatan ve bu durumu eleştiren Kılıçdaroğlu, hangi gerekçe ile toplanmadığının da açıklanmasını istedi.

“Birisinin sizin alanınıza müdahale etmesine izin vermeyin”

Kılıçdaroğlu, Başbakan Davutoğlu’nun göreve geldikten sonra “beni muhatap alın” dediğini, bu cümleye sonuna kadar katıldığını belirterek, şunları söyledi:

“Ülkeyi o yönetiyor. Ama kaygılarımız var. Üstünüzdeki siyasi vesayetten kurtulacaksınız Sayın başbakan. Sizin boynunuza davulu astılar, tokmak yukarıdaki birisinin elinde. Olmaz. Siz kendiniz başbakan olarak yetkilerinizi sonuna kadar kullanacaksınız. Biz eleştiririz, eleştirmeyiz, o ayrı. Ama Türkiye’de çift başlı yönetim olmaz.

26 Kasım 2014 Sayın Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor, ‘Bağ-Kur’lulara kredi vereceğiz. Şunu yapacağız, bunu yapacağız...’. Ben merak ediyorum, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı var mı? Var. Kime bağlı? Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı. Açıklamayı yapacaksa o yapsın. Hadi o yapmadı. Başbakan olarak siz yapın. Siz de yapmıyorsunuz. Hiç bu konularda yetkisi olmayan birisi yapıyor. O zaman bizim kafamızda kocaman bir soru işareti oluyor. Bu ülkeyi kim yönetiyor? Çiftçiye, esnafa kredi açılacaksa, memura bir avantaj sağlanacaksa bunu açıklayacak olan Sayın Başbakandır. Yukarısı açıklarsa, tokmak orada, davul burada. Olmuyor. Ses çıkmıyor. Farklı bir ses çıkıyor. Ayrıca devlet yönetimimize aykırıdır. O nedenle söyledim, iki koltuk da boş gibi görünüyor. Birbirinizin işine karışıyorsunuz. Afedersiniz, siz karışmıyorsunuz, o sizin işinize karışıyor. Olmaz.”

Eleştirilerinin Davutoğlu’nu karalamak için olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Bu eleştirinin temel mantığı bulunduğunuz koltuğa sahip çıkmaktır. Birisinin sizin alanınıza müdahale etmesine izin vermeyin. Verirseniz sizin başbakanlığınız sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada tartışma konusu olur” dedi.

“16/9 kulelerini traşlarsanız diyeceğim ki işte gerçek başbakan”

Başbakan Davutoğlu’nun “Siyaseti erdem ve ahlak meselesi olarak görüyorum. Siyasetimizin ahlakı, Şeyh Edebali’nin ahlakıdır” dediğini aktaran ve bu sözlere katıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Sayın Davutoğlu şöyle söylüyor, ‘Kadim şehirlerimizde dikey değil, yatay mimariyi geçerli kılacağız’. Çok güzel sayın Başbakan. Ben size güzel, açık net bir örnek vereceğim. İstanbul Zeytinburnu’nda 16/9 kuleleri. Sultanahmet Camisinin siluetine bir hançer gibi saplandı. Mahkeme kararı çıktı, traşlanması lazım. Eski başbakan ‘ben traşla dedim, traşlamadı, ben de küstüm’ dedi. Şimdi siz başbakansınız, hukuka, Şeyh Edebali’ye yollama yapıyorsunuz. Bu dairelerin fiyatı 1 milyon ile 4 milyon arasında değişiyor. Eski fiyatla 1 trilyon ile 4 trilyon. Kimler aldı buradan daire? Eski Bağcılar Belediye Başkanı, Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri, Genel Sekreter Yardımcısı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, Zeytinburnu Belediye İmar Komisyonu Başkanı ve sizinle beraber görev yapan Sayın Nihat Zeybekçi. İşin garip tarafı bu kadar büyük bir bedeli, hiçbir yerden kredi çekmeden, şak diye ödemişler. Bunu hafızanızın bir köşesine koyun Sayın Başbakan.

Siz hukuku egemen kılacak mısın? Mahkeme kararlarını uygulayacak mısınız? Anayasa’nın 138. maddesini gündemde tutacak mısınız, ona uyacak mısınız? Onu traşlarsanız diyeceğim ki işte gerçek başbakan. Traşlamazsanız kusura bakmayın başbakanlığınız tartışmalı.”

(AA)

Okunma sayısı: 7568  
 

Güncel

TC. Resmi Gazete

23 Ekim 2017
Gazete Içerigi

Mini Anket

Vergi Borçlarının Yeniden Yapılandırılmasıyla İlgili Kanun Hakkındaki Düşünceniz Nedir?


Sonuçlar Diğer Anketler