Vergi Portalı

 
 
Ana Sayfa> Ayın Sohbeti
Ayhan Sicimoğlu: “MODERN BİR DÜNYA ERKEĞİYİM”
Ünlü perküsyon üstadı, radyo ve televizyon programcısı Ayhan Sicimoğlu, renkli kişiliğini ve ilgi çekici yaşamını Vergi Portalı’na anlattı. Kendisini “Modern dünya erkeğiyim” diye tanımlayan, elektronik müzikten nefret ettiğini söyleyen, farklı alanlara duyduğu ilgiyi çok meraklı olmasına bağlayan Sicimoğlu, bu ay Vergi Portalı’nın konuğu oldu.

Dışarıdan tanıdığımız kadarıyla,  aykırı bir yönünüz, hayata karşı cömert bir şımarıklığınız var. Bu bizim tanıdığımız kısmı. Bizim bilmediğimiz kısmı anlatırsanız, Ayhan Sicimoğlu kimdir? Ayrımı, kıvrımı nedir, ne renktir? Anlatabilir misiniz?

Beni aykırı mı buluyorsunuz? Hay Allah. Aykırı ben değilim, diğer insanlar. Çünkü ben normal bir insanım. Herkesin olması gerektiği gibi, beynelmilel, vatansever, insanları seven, memleketini seven, çok lisan konuşan, çok seyahat eden, modern bir dünya erkeğiyim. Herkesin öyle olması gerekir. Olmayanlar bence tuhaf. Ben normalim gibi geliyor.

Şimdi biraz geçmişe, 1976 yılına gidelim. İpucu Beşlisi adlı grupta  Mahzar Fuat Özkan’la birlikte siz de o grubun üyesiydiniz. Ve daha sonra bir klip çekiliyor. Siz mi çektiniz?

Evet yönetmeni benim.

O günlerden bugünlere gelindiğinde müzikte neler değişti? Belki teknolojide bir çok şey değişti. Bunları bize nasıl anlatır mısınız?

O klibin müzik yönetmeni, senaryoyu yazanı, senaryolu bir kliptir o, yazanı, çekeni ve müziğini de yapanı benim. İzzet Öz yapımcısıdır. Çok değerli bir arkadaşımız. İyi bir yapımcıdır, çok beceriklidir. TRT’de çalışıyordu, yapımcıydı. Ben de orada yönetmendim. O müzik white funk diye bir akımdır. Mahzar Fuat Özkan’ın müziğine benzemez dikkat ederseniz. Onun müzikleri gibi değildir. Başka bir şeydir o. Ritimleri daha farklıdır. Onlar da benden gelmiştir. Bu benim, Mazhar’ın yazdığı bir folk şarkısı üzerine alıp yeniden derlediğim, yaptığım ve kaydettiğim ve hatta ben davul çalmayacağım deyip de onun ısrarıyla çaldığım bir parçadır. Biraz espri üstüne çekildi. Bu iki kanallı, bildiğimiz teyplere çekilen eski model, Beyoğlu’nda bir stüdyoda yapılan kayıttı. Hatta montajda bantları makasla kesip yapıştırıyorlardı, hiç unutmuyorum. Şimdi bant diye bir şey kalmadı. Her şey bilgisayarla yapılıyor. İstediğiniz kadar aleti koyup montajda oradan kes buraya yapıştır, bunu ekle bunu çıkart inanılmaz, sonsuz imkanı olan bir dünyadayız. Ama o ısı olmadı, olmuyor şimdi. Dijital hayatta o ısı yok. O analog hayat. Siyah beyaz bir fotoğrafla dijital bir fotoğraf arasındaki fark gibi. Nasıl derinlik yok dijital fotoğrafta, müzikte de öyledir. Nasıl ki plaktaki plastik, vinol plaktaki ses CD’de yoktur, onun gibi. Photoshop’sız fotoğraf gibi. Yani kırışıklıklar da var yüzde, gölgeler de var. Aşısız elma, kurtlu, ama çok lezzetli.

TÜRK MİLLETİNİN  PROBLEMİ MERAKSIZ OLMASIDIR

Sizin o kadar fazla kimliğiniz var ki, dalgıçsınız, ressamsınız. Radyo televizyon yapımcısısınız, fotoğrafçısınız. Bunun dışında yelkencisiniz aynı zamanda. Bunların hepsini birden bir arada yapıyorsunuz ve her alanda da istisnasız başarılı olma gibi bir hedefiniz var ve başarılısınız da. Bunların hepsini beraber nasıl yapabiliyorsunuz? Bunları size yaptırtan şey ne?

Bunları yaptırtan şey, benim hayat felsefem. Tecrübe, deney ve merak. Benim hayat felsefem merak üzerine kurulmuştur. Her şeyi merak etmemiz lazım. Türk Milletinin ve Türkiye’nin de problemi meraksız olmasıdır bana göre. Tür milletinde, Türk yetiştirme tarzında merak yasaktır. Çocuklar annelere, anne bu ne dese, kes kesini çok şey soruyorsun diye anneler azarlar. Ne kadar yanlış bir şey. Mesela benim babam hiç beni azarlamadı. Hatta babam için “sakın bir şey sorma anlatacak yine iki saat” diye aramızda dalga geçerdik, saatlerce oturur anlatırdı bu böyle diye. Baba anladım “hayır hayır bu da böyle” falan, bilmezse gider çalışır, öyle anlatırdı, enteresan adamdı. Öyle yetiştik, herhalde ondan olsa gerek diye düşünüyorum. Aile yetiştirmesi, terbiyesi.

Sizin yinelediğiniz Einstein’ın bir sözü var. Ben dahi değilim, meraklıyım diye.

Çok güzel bir söz. Kızımın odasına astım yazı olarak kocaman. Kızımın odasında duruyor hala kocaman, bütün duvarında. “I am not a genius, I am only curious” İnanılmaz bir söz.

Sizce günümüzde, bizim dünyalarımızda kurumsal kimlikle yaşayan kişiler arasında sizce merak eksik olan bir şey mi, yoksa bu merakın peşinden mi gidemiyor insanlar.

Hayır, insanlar tembel. Mesela geliyorlar, insan yanlış düşünüyor. Efendim, ben spor yapmak istemiyorum, zaten işte yeterince yoruluyorum. Bir de iki saat gym’e gidip koşu bandında mı yürüyeceğim, koşacağım diye düşünüyor. Ama yanlış, koşu bandında koştuğu zaman, yorgunlukları gidiyor. Çünkü adrenalin artıyor. Yorgunluğu alır koşu bandı. Mesela adam geliyor, televizyonda ben Televole seyredeceğim, saçma sapan program seyredeceğim diyor. İstemiyorum politika falan diyor. Yanlış. O Televole seyretmek adamın ekran karşısında beynini iyice yoracak, iyice yorulacak. Halbuki orada enteresan bir dokümanter seyretse. İZ TV’yi açsa mesela, benim de orada filmlerim vardır, orada bilmediği bir şey öğrense o yorgunluğu atar. Çünkü ofisteki o stresi öyle unutması lazım. Televole seyrederek değil. Yahut da magazin programı seyrederek değil. Daha enteresan, üreten bir şey seyrederse, beynine jimnastik yaptırırsa yorgunluğunu daha iyi atacak. Onun farkında değil insanlar maalesef. Ama onu birkaç sefer yapınca insanlar anlıyor. Değişiklik, bir konsere gitmek, bir sanat etkinliğine katılmak. Bir ziyaret yapmak ama iyi bir ziyaret, entelektüel bir ziyaret, öyle fasa fiso ziyaret değil. Gidelim de kahveye pişpirik oynayalım ziyareti değil. Bir fikir partisi. Mesela benim kızım çok hoşuma gitti, Paris’te oturuyor, her Perşembe gençlerin toplantısı var. Türkiye’de ise gençler geceleri barlara gidiyorlar. Paris’te onlar her Perşembe birinin evinde toplanıp sanat günü yapıyorlar. Orada şiir, opera, tiyatro konuşuyorlar. Her Perşembe kızım arkadaşlarına bir arya söylüyor. 20 yaşında gençler bunlar. 10 tane genç erkek-kız. Bazen beraber hazırlıyorlar bir şeyi. Gayet entelektüel bir eğlence. Darısı bizim başımıza. Biz de öyleydik, bunlar bana yabancı şeyler değil.

Radyo programınızı dinledikten sonra enerjiyi alıp, tekrar dansa gittiğimiz olurdu. Böyle bir enerjiyi veriyordunuz, bunun da farkındasınızdır diye düşünüyorum. Çünkü hayranlarınız saat 19.00’da Latino Time’ı beklerlerdi.

Radyo Oksijen’de. Açık Radyo’da da vardı, Latin Lover.

Şu anda tekrar öyle bir radyo programı olacak mı?

Çok istiyorum, çok da arzu ediyorum. Çok da özlüyorum ama öyle bir radyo istasyonu bulamadım kendime.

Sizin müzikleriniz, videolarınız altında birkaç yoruma rastlamıştım internette gezinirken. Oralarda “Ayhan Sicimoğlu keşke benim rehberim olsa. Hatta çok zengin olsam da yaşam koçum olabilse. O zaman o giderdi, ben de peşinden giderdim, dünya böyle gelir geçerdi. Ömrüm böyle gelir geçerdi” demişler. Sizin bu yaşa gelinceye kadar rehber olarak gördüğünüz, ben de onun gibi olacağım dediğiniz bir idol, öyle birisi var mıydı?

Var tabi, her çocuğun, her gencin ulaşmak istediği biri vardır. Çok küçükken dayımdı mesela. Avcıydı, son model otomobilleri olan, devamlı bana hediyeler getiren, çok şık giyinen bir dayım vardı Kemal dayı. Şimdi vefat etti. Mehmet dayım da çok jantiydi, çok şık giyinirdi. Mendilli, fularlı, hiç pijamayla falan görmezsin. Sabah kalkar, tıraşlıdır, tuvalete bile giderken görmezsin onu. Öyle adamlardı.

Geçenlerde programımda bir mülakat yaptım, enteresan bir adamdır, Süleyman Dırvana adında 95 yaşında bir adam. Türkiye’nin ilk hakiki yelkencisi. Teknesi 86 senelikti, hala duruyor evinin önünde. 95 yaşında Çanakkale’de askerliğe gitmiş. Askerliğe kanoyla gitmiş İstanbul’dan Çanakkale’ye kürek çekerek. O kano da duruyor evin önünde. İnanamazsınız, 1918 yapımı kano evinin önünde duruyor. Öyle bir adam, Atatürkçü, milletini seven, son derece aydın. Lisan konuşan, çok yakışıklı, bütün prensesler ona aşıkmış vakti zamanında. Herhalde benim idolum , rol modelim Süleyman Dırvana dedim geçenlerde.

Ayhan Sicimoğlu bugüne kadar her istediği şeyi yapmıştır, yapmak istediği az şey kalmıştır diye düşünüyor insan. Bu doğru mu? Mesela paraşütle atladınız mı hiç?

Hiç yapmadım. Bangi Jumping de yapmak istemiyorum mesela, o biraz zor değil mi. Paraşüt olabilir, yaşlanıyoruz. Uzun bir at gezisi istiyorum. Ata biniyorum ama iyi bir binici değilim. Atla beraber böyle bir gideyim, bir ay gideyim. Alayım sırtıma uyku tulumumu, çadırımı gideyim. Belki şimdi biraz azalıyor bunlar, gençken daha fazlaydı.

İşin sırrından bahsederken istek çok önemli ve önde gelen unsurlardan biri diye anlıyoruz bir şey yapmaya başlarken. Yeni gelen birine, örneğin perküsyon çalmak istiyor, onda bir kriter arar mısınız? Yaş olabilir, yetenek olabilir ya da herhangi bir şey. Müzisyen doğulur mu, müzisyen olunur mu, böyle kriterler var mı?

Var var tabi. Bir kere kafaya takacak. O önemli. Bu işin yüzde ellisi. Geri kalan yüzde otuzu çalışma, yüzde yirmisi de kabiliyet. Bakın ne diyorum, yüzde yirmisi kabiliyet diyorum. Enteresan değil mi. Hiç öyle sanmazdınız değil mi aslında?

O yüzde yirmi olmadan bir yere gelinmez değil mi?

Gelinmez tabi. Yüzde seksen oluyorsunuz toplayınca bakın, yüzde yüz olmazsınız. Ama seksen olursunuz. Yeterli istek varsa, azim varsa yüzde seksene kadar gelirsiniz. Size bir sır vereyim mi, ama kimse duymasın. 59 yaşımdayım, 60’a geldim. Şimdi babanız yaşına geldim. Ben hiç gocunmam, övünürüm tam tersi. İçki içmem, nefret ederim. Şarap iyisini severim, yemeğin iyisini yerim. Doymak için yemek yemem. Mesela bugün daha yemek yemedim ben. Sabahları sütlü çay içerim, güne öyle başlarım. Bir de multivitamin aldım. Hala onlarla duruyorum, hala karnım aç değil. Tatlıyı da çok sevmem, tatlıya düşkün değilim.

Şimdiye kadar pek çok ülkede yaşama fırsatı yakalamışsınız. Türkiye’ye döndüğünüzde perküsyon çalıyor olmuşsunuz. Hangi zaman aralığında ve hangi ülkede perküsyonla tanıştınız?

Aslında ortaokulda 12 yaşında davul çalmaya başladım. Bateri yani. Sonra gitar çaldım. Sonra lisede Tarsus Amerikan kolejinde bütün Milliyet yarışmalarında birinci olan, ikinci olan grubun davulcusu bendim 1970’lerde. Sonra İngiltere’ye fotoğraf-film okumaya gittim. İngiltere’de de ufak barlarda perküsyon çalarak, ama çok bilimsel değil, fazla bilmiyormuşum, elle çalarak, üniversiteyi öyle bitirdim. Kendi paramı kendim kazanarak. Sonra İtalya’da moda fotoğrafı çekmeye gittiğimde orada birden bire tesadüflerle beraber çok büyük bir grupta perküsyoncu oluverdim bir gecede. Tesadüfler oldu, sahneye çıktım. Sonra orada bir müzisyen çevresine girdim. Orta Amerikalı, Amerikalı, Panamalı, Kolombiyalı, Kübalı bir çevreye girdim. O çevre içerisinde çok ustalardan dersler almaya başladım. İtalya’da tam dört sene profesyonel müzisyenlik yaptım. Çok da önemli bir adamdım, bütün Avrupa’da turne yaptık. Ondan sonra Türkiye’ye geldiğim zaman askerlik yapmaya, kısa dönem askerlik yaptım Erzincan orduevinde. Elimde silah rap rap yürürken, biri söyleyivermiş, orduevinde davulcu oluverdim. Orduevinde dört ay davulcu oldum. Aranjman çaldık, dans müziği.  Oradan çıkışta tekrar yurtdışına gittim. Sonra İpucu Beşlisi falan kuruldu. Sonra Amerika’ya gittim, uzun sene orada oturduk, kızım orada okudu ilkokulu ve ortaokulu. 8 sene New York’ta oturduk. Orada dünya çapındaki ustalarla çalıştım. Türkiye’ye gelince Perküsyon Workshop okulu kurdum. Dört sınıf, 80 kişi falan oldu. Çok yoruldum ondan. Sonra grubu kurdum, Latin All Stars 6 sene evvel. Türkiye’nin tek ve Avrupa’nın sayılı live Latin orkestralarından bir tanesiyiz. Şimdi bir tane daha kuruldu ama onlar bizim gibi değiller, onlar kopyacı. Sahnede biz 11 kişiyiz. Aslında biraz eksiğim, 13 kişi olsak daha iyi olacak.

2010’da yeni projeleriniz neler?

Yeni bir albüm geliyor, kapıda. Harıl harıl çalışıyorum. Birincisini dinlediniz, ondan çok daha güzel olması lazım. Bir kitap yazacağım. “100 Macera, 100 Yemek” adında. Bütün dünya seyahatleri kitap halinde olacak, büyük fotoğraflı. Hepsinde de o yörenin yemeği anlatılacak. Kendi açımdan ne yapmak istiyorum, becerebilirsem eski Türkçe ve Osmanlıca öğrenmek istiyorum. Biraz Rumca öğrenmek istiyorum öğrenebilirsem. Ve grubumu her zamanki gibi daha geliştirmek ve daha iyi yere getirmek istiyorum. Amerika’da bir konsere gitmek istiyorum, Milano’daki festivale gitmek istiyorum grup olarak. Türk Latin orkestrası yok çünkü dünyada bizden başka. Dünyada epey çaldık. Amerika’da çaldık.

Hayatınıza bir çok şeyi sığdırmış, tecrübesi geniş bir sanatçısınız. Bir karar almanız gerektiğinde nasıl alırsınız?

Demokratik olmaya çalışıyorum ama son söz bende bitiyor. Grubumda herkese soruyorum, fikirlerini alıyorum. Mesela bir klüp bizim çalmamızı istiyor, emin olamadım. Etiler’de bir kulüp. Bize uyar mı, uymaz mı, bir karar alacağım. Akşam çocuklara soracağım bakalım ne diyorlar. Onların fikirlerini alacağım ama dinlemeyebilirim. Sonunda ben vereceğim kararı, evet ya da hayır. Ama duymak istiyorum. Bir parçayı bestelerken de aynı şey oluyor. Müzik yapmak resim yapmak gibi, yemek yapmak gibi, bir sanat çünkü. Ressamsınız, kırmızıyı boyadınız, yanına yeşil mi atayım, hangi renk onu açacak, köşesi çok karanlık oldu, şurada parlak bir şey atayım fırçayla da orada bir şok yapayım, çok sıkıldık, onun gibi.

Mahzar Fuat Özkan’ın “Sen neymişsin be abi” şarkısının sizin için yazıldığını öğrendik. Altında bir yorum vardı, “o zamandan belliymiş Ayhan Sicimoğlu’nun ne olacağı, onun için yazılmış” diye.

Dalga geçmek için yazdılar, aslında beni yeriyor orada. Dalga geçiyor benimle, beni yüceltmiyor, tam tersi. Her şeyi de sen mi anlarsın, Allah cezanı vermesin şeklinde bir şey. Onu ben aldım, aranje ettim, aramızda güldük hahahi, şaka yollu çıktı o parça. O zaman dalgıçtım ben, en derine sen dalarsın bilmem ne.  Mahzar hep abi şuna bir ritm bulsana diye hep bana gelirdi, en iyi ritmi sen buldun…En iyi kızı sen kaptın, hatırlamıyorum nasıl olduğunu. (gülmeler) Hakikaten hatırlamıyorum, o olmuştur kesin.

ELEKTRONİK MÜZİK İŞKENCEDİR

Türkiye’de müzik hangi noktada? Müzik açısından siz başka bir şeyin önderliğindesiniz. Dediğiniz gibi gruplarınız, kendi albümleriniz, hatta yan uğraşlarınızla profiliniz çok farklı. Genel olarak şu anki müzik yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece Türkiye’yi değil, dünyayı da konuşmakta yarar var. Maalesef ekonomik şartlar, yüksek teknolojinin getirdiği imkanlar, dijital imkanlar, müziği elektronik hale getirdi. Türkiye’de iki şeyde sokağa çıkamıyorum, bir tanesi sigara dumanıydı, artık çıkıyoruz, Allah’tan yasak geldi. Yoksa ben bir yere gidemiyordum, kendi kulübümden kendimi dışarı zor atıyordum. Sigara içmeyin diye yalvarıyordum. Şimdi o bitti. İkincisi, elektronik müzik beni öldürüyor. Tekno house, drumer base, o benim için bir işkencedir. O müzik bilgisayarda yapıldığı için çok basittir, siz de yaparsınız onu. Herkes yapabilir o müziği. Çıstık çıstık ,alırsın, copy paste olarak yaparsınız. Ve buna müzik diyorlar. Bunların hepsi çöpe atılmalı. Nasıl ki dünyayı korumak için Greenpeace kendini zincirle bağlıyor, ben de müziği korumak için bunları yapanların evinin önüne kendimi zincirle bağlayacağım protesto olarak. Green music peace kuracağım. Elektronik müziği hayatımızdan uzaklaştırmak için. Bu adamın içini boğar, depresyon verir, kasıntı verir. Ben morarıyorum, nefret ediyorum. Latin müziği herkes sevsin demiyorum, şart değil. Ama en azından live müzik. Nefesle çıkıyor, Allah’ın gücüyle çıkıyor, içinde kalp atışı vardır. Beyin vardır, damarlarında kan vardır bu müzikte veya live müzikte. Öbüründe öyle yoktur. Tabi ki bilgisayara karşı değilim. Ama müzikte karşısındayım. Ben laptopsız yaşayamıyorum, bütün yazılarımı orada yazıyorum, şarkılar orada alınıyor, mesajlar, internet, ne büyük olay, bayılıyorum. Dünyada nasıl ayrılacak, ateşin bulunuşu, tekerleğin bulunuşu, internetin bulunuşu gibi ayrılacak.

FELLİNİ’NİN TEKLİFİNİ REDDETTİM, PİŞMANIM

Küçükken hayalini kurduğunuz meslekler var mıydı?

Benim adım Ayhan Sinan Sicimoğlu. Niye Sinan biliyor musun? Babam benim mimar olmamı istemiş. Kız kardeşim, ilk doğan çocuk, adı Sinan olamayacağı için adı Ayşe’dir. Ablam Ayşe Sicimoğlu iyi bir mimardır. Yani benim olmam gereken mesleği o yapıyor. Büyük mimarlara büyük sevgim ve saygım var. Herhalde mimar olmak isterdim çocukken. Ondan sonra hep müzisyen olmak istedim açıkçası. Aktör olabilirdim, olmadım. Önüme gelen teklifleri geri çevirdim. Roma’da Fellini komşumuzdu. Her sabah kahve içerdik. “Ayhan, Turco bir film çevirmedin benimle” diye bağırırdı kafede. Herkes güler falan. Roma’da adettir, evden çıkarsın, bulvarda kahve içersin. Fellini de bizim evin yanında oturuyordu. Adım da Turko. “Bir film çevirmedin benimle” diye bağırırdı sabahları. Ben de ne filmi ya falan derdim, kafaya bak ki o Fellini. Şimdi düşünüyorum da, evet de ya, ne olacak. Ama gerçi kötü aktör olduğum ortaya çıktı. Arkadaşım Şeytan filminde oynadım. Atıf Yılmaz’ın filminde. Çok kötü bir aktör oldum. Kendimin hiç bu kadar kötü bir aktör olacağımı sanmıyordum. İtiraf edeyim, çok kötü bir aktör. Kendimi seyredince, Allah kahretsin, kendime, salak ne çıkıyorsun dedim. Ona kafayı taksam öğrenirdim. Ama şimdi TV programlarımda fena değilim değil mi.

En çok sevdiğiniz Latin sanatçısı kimdir?

Geçen gün iki tane turne yaptım biliyorsun. Yurtdışından önemli adamlarla, bir tanesi Boena Vista Revisited idi. Boena Vista bir fenomen. Amerika’da bir ders olarak okutuluyor. 10 bin dolarla nasıl 10 milyon dolarlık bir iş yapmışlar. 10 bin dolara mal olmuş bütün CD. Öbürü de Selle Cruse Visited, o yeni bitti. Getto”da yaptık. O da iyi bir şarkıcı. Eskiler, bütün bu işin kurucuları, babalar, Morros, bütün bu şarkıların yazarları, şimdi artık yaşamayan sanatçılar çok önemli. Mesela İbrahim Ferrar. Buena Vista’dan. Omara Portuondo ablamız. Tek isim söyleyemeyeceğim bu durumda. Mesela Benyy More, ölmüşlerden. Ben onların müziklerinden yapıyorum ama reareng, onların ruhuna, kopyası değildir. Biz kopya müzik yapmayız.

Sizin bir anekdotunuz vardı, “bileğinizi tutun, nabzınızı yoklayın” diye.

Roma’da biri söylemişti bana. Bir Afrikalı master drummer bana bunu söylemişti. Dedi ki, bir bileğini tut, nabzını dinle, içinde bir ritim vardır, zaten o ritim yoksa hayat yoktur. Ritmin içinde time vardır, sayarsın bir iki üç dört. No time, no ritim, no time, no life. Hayat yok. İç ritmimiz de öyle, o durduğu zaman zaten öleceğiz.

Bu güzel ve keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Ayhan Sicimoğlu ve Latin All Stars bilgi:  http://www.sicimoglu.com/

 

 


Diğer söyleşiler için tıklayınız.


 

 


 

Güncel

TC. Resmi Gazete

26 Temmuz 2014
Gazete Içerigi

Mini Anket

e-defter ve e-faturaya hazır mısınız?


Sonuçlar Diğer Anketler
 
 

Güncel

Ekonomik Veriler

USD 1.7931
EURO 2.3160
TÜFE (Haziran) % 0,31 (9,16)
ÜFE (Haziran) % 0,06 (9,75)