Vergi Portalı

 
 
 
21.01.2011 - 2011/001
6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu Yasalaştı
Yeni Borçlar Kanunu (“Yeni Borçlar Kanunu”) 11 Ocak 2011 tarihinde kabul edilmiştir. Ancak, söz konusu Kanun’un yürürlüğe giriş tarihi 01 Temmuz 2012 tarihine kadar ertelenmiş bulunmaktadır. Yeni Borçlar Kanunu,80 yıldan fazla süre ile uygulanan ve zamanla günümüz sosyo-ekonomik şartlarına yeterli olarak karşılamayan 818 savılı Borçlar Kanunu'nun (“Mülga Borçlar Kanunu”) yerini alacaktır. Yeni Borçlar Kanunu ile getirilen esaslı yenilikler aşağıda açıklanmıştır Bülten içerisinde yer alan bilgiler, ticari hayatta sıklıkla karşılaşılan ve bu kapsamda en önemli olabileceği düşünülen düzenlemelere ilişkin genel bir çerçeve yaratması amacıyla hazırlanmış olup, daha ayrıntılı bilgi için PwC Türkiye ile iletişime geçilmesi tavsiye olunur.

1. Sözleşmelerin Şekil Şartları ile ilgili Getirilen Düzenlemeler

Yeni Borçlar Kanunu’ndaki en önemli değişikliklerden biri, “yazılı şekil şartı” konusunda 14. ve 15. Maddelerle getirilen ve elektronik imza ile sözleşme imzalanabilmesine olanak veren yeniliktir. Buna göre, Yeni Borçlar Kanunu’nun 14. Maddesi’nin ikinci fıkrası ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile uyumlu olarak, güvenli elektronik imzayla veya teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil yerine geçeceği hükmü getirilmiştir. Böylece, ıslak imza zorunluluğu kaldırılmış ve elektronik imza ve faks yoluyla imzalanan sözleşmelerin de geçerli olabileceği hükme bağlanmıştır.

2. Genel İşlem Şartları ile ilgili Getirilen Değişiklikler

Yeni Borçlar Kanunu ile getirilen bir diğer önemli düzenleme de “Genel İşlem Şartları” dır. Yeni Borçlar Kanunu’nun 20 ile 25. Maddeleri arasında yer alan “Genel İşlem Şartları”, yalnızca tüketici sözleşmeleri için değil; aynı zamanda ticari olanlar da dahil olmak üzere özellikle bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri vs. ile yapılacak sözleşmelerin tamamında uygulama alanı bulabilecektir.

Yeni Borçlar Kanunu’nun 20. Maddesi’nde Genel İşlem Şartları tanımlanmıştır. Buna göre genel işlem şartının oluşabilmesi için sözleşme yapılırken düzenleyenin (i) ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla ve (ii) tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunması gerekmektedir. Bu iki önemli kriterin, sözleşme metininde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü vs. nitelendirmede önem taşımamaktadır. Ancak, dikkat edilmesi gereken nokta, söz konusu kriterlerin muhakkak bir arada bulunması şartıdır. Buna göre, sözleşme taraflarından yalnızca birisi tarafından hazırlanmış olması genel işlem şartının “tek başına olma” kriterini karşılamış olsa bile, sözleşme maddesinin, sadece sözleşme tarafları arasındaki hukuki ilişkide kullanılmak üzere hazırlanması durumunda genel işlem şartının oluşmamış sayılacaktır. Ancak, 20. Madde’nin ikinci fıkrasında da belirtildiği üzere, sözleşme metinleri üzerinde yapılan önemsiz değişiklikler bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin genel işlem koşulu sayılmasını engellemeyecektir. Yine, genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine dair kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmayacaktır.

Yeni Borçlar Kanunu’nun 21. Maddesi uyarınca Genel İşlem Şartı’nın, karşı tarafın menfaatine aykırı olması durumunda, şartın geçerli olabilmesi için sözleşmenin yapılması sırasında genel işlem şartını düzenleyenin karşı tarafa (i) bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi vermesi, (ii) bunların içeriğini öğrenme imkanı sağlaması ve (iii) karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, Genel İşlem Şartları yazılmamış sayılacaktır. Ayrıca, Yeni Borçlar Kanunu’nun 22. Maddesi uyarınca yazılmamış sayılan Genel İşlem Şartları’nı içeren bir sözleşme, bu genel işlem koşulları dışındaki hükümler açısından geçerli olmaya devam edecektir.

3. Faiz ve Temerrüt Faizlerine İlişkin Getirilen Düzenlemeler:

Yeni Borçlar Kanunu, Akdi Faiz ve Temerrüt Faizleri’nin hesaplanması konularında borçlu lehine önemli değişiklikler getirmiş böylece alacaklılar tarafından borçlu aleyhine yüksek miktarda faiz oranlarının belirlenmesinin engellenmiştir. Yeni Borçlar Kanunu tarafından getirilen en önemli yenilik, faiz ve temerrüt faiz oranlarının belirli yüzdelerin üzerinde belirlenemeyeceğine ilişkindir.

Buna göre, Yeni Borçlar Kanunu’nun “Faiz” başlıklı 87. Maddesi uyarınca, taraflar faiz oranını sözleşmede belirlemedikleri takdirde faiz oranı yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre belirlenecektir. Ancak, taraflar sözleşme ile faiz oranı kararlaştırdıkları takdirde (ki buna akdi faiz denmektedir), bu faiz oranı mevzuat hükümlerine göre belirlenen faiz miktarının %50’sini aşamayacaktır.

Yeni Borçlar Kanunu’nun 119. Maddesi uyarınca, uygulanacak yıllık temerrüt faiz oranını ise mevzuat hükümlerine göre belirlenen yıllık faiz oranın %100 fazlasını aşamayacaktır.

4. Tehlike Sorumluluğu’na İlişkin Getirilen DüzenlemeYeni Borçlar Kanunu 70. Madde ile getirilen bir diğer yeni kavram da tehlike sorumluluğudur. Buna göre, kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan tehlike sorumluluğunun genel ilkesi düzenlenmektedir. Yeni Borçlar Kanunu uyarınca, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetlerinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten birlikte sorumlu olacaktır. Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten kişiler, bu faaliyetlerin gerektirdiği izin ve ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zararlardan sorumlu olmaktan kurtulamayacaklardır.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında, bir işletmenin hangi durum ve koşullarda önemli ölçüde tehlikeli arz edileceği de düzenlenmiştir. Buna göre, bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Bu hüküm uyarınca, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin beklenmedik hal sonucunda, sık olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanabilecektir.

5. Tazminat Hükmü Kapsamında Geçici Ödemelere ilişkin Getirilen Düzenleme:

Yine Yeni Borçlar Kanunu ile hayatımıza giren bir diğer kavram da “Geçici Ödemeler” başlıklı Yeni Borçlar Kanunu’nun 75. maddesidir. Buna göre, “zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hakim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir” denmektedir.

Yeni Borçlar Kanunu’nun gerekçesinde bahsedildiği üzere, bu yeni düzenlemeyle, hiç bir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla birlikte, somut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve tazminat yükümlüsünün uğradığı zarardan sorumluluğunu hakime sunduğu inandırıcı kanıtlarlar ortaya koyan zarar görenlerin korunmasını amaçlanmaktadır.

Yine aynı maddede, yapılan geçici ödemelerin, hükmedilen tazminattan mahsup edileceğini belirtmektedir. Tazminata hükmedilmediği takdirde ise, hakim davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verebilecektir.

6. Borçların Sona Ermesine İlişkin Yeni Getirilen Düzenlemeler

Yeni Borçlar Kanunu “Borçların Sona Erme Halleri” başlıklı bölüm altında düzenlenen “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 137. Madde uyarınca borçluya belirli koşulların varlığı halinde sözleşmenin feshi veya sözleşmenin yeniden uyarlanması hakkı tanınmaktadır. Buna göre, ekonomik kriz dönemleri gibi olağanüstü durumlarda, sözleşmeler değişen ekonomik koşullar nedeniyle fesih edilebilecek ya da yeniden uyarlanabilecektir.

Aşırı ifa güçlüğünden söz edilebilmesi için sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durum; (i) borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkmalı, (ii) sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifa istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmeli, (iii) borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesine doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Bu durumda, borçlu hakimden sözleşmenin yeni koşullarla uyarlamasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

7. Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar ile ilgili Getirilen Yenilikler

Yeni Borçlar Kanunu’nda getirilen bir diğer yenilik de “Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar” başlığı altında düzenlenen önalım ve geri alım haklarına ilişkin getirilen düzenlemedir. Buna göre, Yeni Borçlar Kanunu’nun 237. Maddesine göre, önalım ve geri alım hakları en çok 25 (yirmi beş) yıllık, alım hakkı ise en çok 10 (on) yıllık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh edilebilir.

Ayrıca 238. Madde uyarınca, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak miras yoluyla geçebilir.

Aynı bölüm altında düzenlenen bir diğer önemli yenilik de önalım hakkının ileri sürülmesine ilişkin olarak 239. Maddede belirtilen, taşınmaz satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması durumunda önalım hakkının kullanılabilmesine ilişkin olarak getirilmiş olan düzenlemedir. Yeni Borçlar Kanunu’nun gerekçesinde örnek olarak belirtildiği üzere düzenleme; gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin bütünüyle devri halinde “ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde” sayılması dolayısıyla bir önalım hakkı doğmasına neden olabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete ayni sermaye olarak konulması durumunda önalım hakkı kullanılamayacaktır.

8. Kira Sözleşmelerine İlişkin Getirilen Düzenlemeler

Yeni Medeni Kanun ile ilgili en çok ses getiren konulardan birisi de kira sözleşmelerine ilişkin getirilen yeniliklerdir. Söz konusu düzenleme, Yeni Borçlar Kanunu’nun Dördüncü Bölümü (Madde 298 ve 377 arasında) altında düzenlenmiştir. Yeni Borçlar Kanunu’nda esas itibariyle, Eski Borçlar Kanunu’nun kira sözleşmesine ilişkin hükümleri göz önünde tutulmakla birlikte, 18 Mayıs 1955 tarihli ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (“6570 sayılı Kanun”) hükümleri de Yeni Kanun kapsamına dahil edilmiştir. Böylece, yapılan bu yeni düzenleme ile birlikte 6570 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak, yerine Yeni Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaya başlanacaktır.

Yeni Kanun’un kira sözleşmelerine ilişkin yaklaşımı 6570 sayılı Kanun hükümlerinde olduğu gibi, kiracıların korunması esasına dayanmaktadır. Buna göre, Yeni Kanun’un 301. Maddesinde belirtildiği üzere aksi kararlaştırılmadıkça kiralanan taşınmaz ile ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülükler kiraya veren tarafından karşılanacaktır. Yine, madde 302 uyarınca, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere kendisi veya 3. Kişi tarafından yapılan (çatı onarımı dış cephe boyası gibi giderler) kiraya veren tarafından karşılanacaktır.

Yeni Medeni Kanun uygulamada depozito olarak bilinen kiracıya güvence verilmesine ilişkin teminatlar için önemli düzenlemeler getirmiştir. Öncelikle, Yeni Borçlar Kanunu, depozito olarak kiralayana verilen teminatların, kira ilişkisinin bitiminde kiralayan tarafından geri verilmesinden imtina etmesinin önüne geçmektedir. Ayrıca, kira bedelleri Yeni Kanun’un 341. Maddesi uyarınca, konut ve çatılı işyeri kiralarında, depozito alınması durumunda, bu depozito bedelinin 3 (üç) aylık kira bedelini aşamayacağı koşulunu getirmektedir.

Kira bedellerinin belirlenmesine ilişkin 343. Madde uyarınca ise, bir yıldan kısa süreli uzun süreli kira sözleşmelerinde kira bedelleri bir önceki yılda gerçekleşen üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla artırılabilecektir. Bununla birlikte taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmaması durumunda, kira bedeli, bir önceki kira yılının Üretici Fiyat Endeksi’ndeki (ÜFE) artış oranını geçmemek koşuluyla hakim tarafından kiralananın durumuna göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenecektir. Kira sözleşmesinde kira bedelinin yabancı para olarak kararlaştırılması durumunda, 5 (beş) yıl geçmeden kira bedelinde değişiklik yapılamayacaktır. Yeni Borçlar Kanunu’nun 345. Maddesi uyarınca, kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyecektir. Bu bağlamda, kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde sözleşme cezası ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar da geçersizdir.

6570 sayılı Kanun’da kiraya verenin, kendinin, eşinin ve çocuklarının konut ve iş yeri ihtiyacı ileri sürülerek tahliye davası açılabileceği öngörüldüğü halde, Yeni Borçlar Kanunu uyarınca, bu ifade genişletilerek çocukları yerine altsoy terimi kullanılarak, 6570 sayılı Kanun uygulamasında torun ve torun çocuğu gereksinimi de bakımından ortaya çıkan olumsuz çözümlerin terk edilmesi amaçlanmıştır.

9. Kefalet Sözleşmelerine İlişkin Olarak Getirilen Yeni Düzenleme

Yeni Borçlar Kanunu ile getirilen bir önemli düzenleme de kefalet sözleşmelerine ilişkin olandır. Yeni Borçlar Kanunu ile kefalet ilişkisinin kurulmasına ilişkin şekil şartları ağırlaştırılmış bulunmaktadır. Buna göre; Yeni Borçlar Kanunu’nun 583. Maddesi uyarınca kefalet, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacaktır. Yine, kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihini, sözleşmede “kendi el yazısıyla” belirtmesi şartı da getirilmiştir. Kefalet sözleşmesinde sonradan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmayacaktır.

Bunlara ilaveten, madde 584 uyarınca, kefil olmada eş rızası aranmasını şartı getirilerek; eşlerden biri (i) mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya (ii) yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilecektir. Söz konusu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesi şartı da Yeni Borçlar Kanunu ile getirilmiştir. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası aranmayacaktır.

Yeni Borçlar Kanunu’nun 598. Maddesi uyarınca ise, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 (on) yıl geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Kefaletin, 10 (0n) yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 (on) yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.

Yeni Borçlar Kanunu’nun 603. Maddesi uyarınca, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanmaktadır. Buna göre, garanti sözleşmeleri de kefalet sözleşmelerinin tabii olduğu şekil şartlarına tabi olacaktır.

Saygılarımızla,

Zeki GÜNDÜZ Nilgün Serdar ŞİMŞEK

Ortak, Yeminli Mali Müşavir            Direktör


Okunma sayısı: 7941  
Kullanıcı Yorumları
Hiç yorum yazılmamış. İlk yazan siz olmak ister misiniz?
 

Güncel

TC. Resmi Gazete

31 Temmuz 2014
Gazete Içerigi

Mini Anket

e-defter ve e-faturaya hazır mısınız?


Sonuçlar Diğer Anketler
 
 

Güncel

Ekonomik Veriler

USD 1.7931
EURO 2.3160
TÜFE (Haziran) % 0,31 (9,16)
ÜFE (Haziran) % 0,06 (9,75)